Klinik Uygulama Alanları

Şizofreni

Şizofreninin tedavisinde dört temel ilke vardır. Birincisi, ilaçla tedavi uygulanarak belirtiler azaltılmaya ve hastalığın ağırlaştığı dönemlerin ortaya çıkma olasılığı düşürülmeye çalışılır. Hastanın ilaç tedavisine uyum göstermesi ve gösterdiği belirtileri izleyerek bunları psikiyatristine bildirmesi, dolayısıyla ilaç tedavisinin ona göre ayarlanması çok önemlidir. Hastanın alkol alması, kullandığı ilaçların yararlı etkilerini bozabilir. Hastanın “ot” (marihuana, esrar, haşhaş), kokain gibi maddeleri kullanması, belirtilerinin ağırlaşmasına ve ağır hastalık dönemlerinin daha sık ortaya çıkmasına neden olur.                            
Tedavide ikinci temel ilke, hastanın zorlanmalarının azaltılmasıdır. Bu bağlamda, aile ilişkilerinden kaynaklanan gerginliklerin azaltılması büyük önem taşır. Bunun için, hastanın ailesinin gerçekçi beklentiler içine girmesi, hastayla daha iyi bir iletişim içinde olması ve sorun çözücü bir yaklaşım sergilemesi gerekir. Hastanın yaşamında, belirli bir derecede de olsa, anlamlı bir yapının olmasının, yarı zamanlı da olsa, çalışıyor ya da okuyor olmasının yararı büyüktür. Yaşamında çok uyarımın olması denli hiç uyarımın olmaması da istenen bir durum değildir; evde, işyerinde, okulda ya da tedavi izlencesinde aşırı zorlanmasının önüne geçilerek, belirli bir dengenin sağlanması gerekir.                 
Üçüncü temel ilke, hastanın birtakım baş etme becerileriyle donatılmasıdır. Kişilerarası çatışmalarını çözme ve başkalarıyla olan ilişkilerini geliştirme becerilerinin, olumsuz yaşantılarıyla baş edebilme becerilerinin ve yaşadıkları ruhsal belirtilerin (hezeyanlar, hallüsinasyonlar, kaygı, çökkünlük gibi) daha etkin bir biçimde üstesinden gelebilme becerilerinin geliştirilmesi gerekir.          
Dördüncü temel ilke, hastanın toplumsal dayanaklarının artırılması ilkesidir. Bu bağlamda, şizofreni ile ilgili olarak daha çok bilgi sahibi olunması, hastayla ilgili olarak gerçekçi beklentiler içine girilmesi, hastanın tedavi izlencesine uymasına ve yaşamda bir amacının olmasına yardımcı olunması gerekir. Hasta, sorunlarıyla baş etme ve kendi kendine yetme konusunda küçük adımlarla ilerliyor bile olsa, yüreklendirilmesi gerekir. Ayrıca sevildiğini ve kendisiyle ilgili olarak bir umut taşındığını bilmesi de önemlidir.
Şizofreni tanısı almış olan kişiler iyileşebilirler mi? Düzelebilirler mi? Ne ölçüde iyileşebilir ya da düzelebilirler? Yıllardır tartışılagelen bu soruların kesin bir yanıtı yoktur, ancak bu kişilerin önemli bir bölümü, belirli bir ölçüde, bir kesimi de neredeyse tam düzelmeye yakın olarak daha iyi olur. Bu bağlamda, söz konusu hastalığın iyiye gitmesi demek, hastaların hezeyanlarından kurtulmaları, hallüsinasyonlarının olmaması, negatif belirtilerinin olabildiğince azalması ve belirli bir iş ya da okul yaşamını sürdürebilmeleri demektir. Hastalığın yinelemesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması da burada büyük önem taşır.
Iyiye gitme, son iki yıl içinde belirgin bir belirtinin olmaması, yine son iki yılın en azından yarısında, belirli bir işinin ya da okul yaşamının olması, bağımsız bir biçimde yaşayabilme ve parasını yönetebilme, alışverişe çıkabilme, yemeğini hazırlayabilme ve kendi bakımına özen göstermesinin yanı sıra eşiyle ya da bir arkadaşıyla düzenli ilişkisini sürdürebilme olarak tanımlanacak olursa, hastaların yaklaşık % 40-70’inde, uygulanan tedaviyle birlikte, önemli ölçüde bir iyiye gitme olduğu görülür. Burada, yinelemelerin önlenmesi de önemli bir amaç olduğundan, şizofreni hastalığı için iyileşme, tek başına bir sonuç olmaktan çok bir süreç olarak görülmelidir. Diğer bir deyişle, belirtisiz dönemlerin olabildiğince uzatılması, belirli bir iş ya da okul yaşamının sürdürülmesi, kişinin kendine bakması ve kendine yeter biçimde yaşayabilmesi ve sürekli bir insan ilişkisinin olması özellikle istendik durumlardır ve bütün bunlar bir süreç ve bir yaşam biçimidir.

Mani ve İki Uçlu Bozukluk

İki uçlu (bipolar) bozukluğun en önemli özelliği aşırı duygudurum dalgalanmalarıdır. Bu duygudurum dalgalanmalarının bir ucunda mani (coşkunluk, taşkınlık) dönemi, diğer ucunda depresyon (çökkünlük) dönemi bulunur. Kişinin öncelikle duygularını etkilediği için bu hastalık bir duygudurum bozukluğu olarak adlandırılır. Ayrıca kişinin duyguları, coşkunluk/taşkınlık ve çökkünlük gibi iki uç arasında dalgalandığı için iki uçlu bozukluk adı verilir.

Coşkunluk ve taşkınlığın olduğu mani durumunda, kabarmış bir duygudurum (aşırı bir sevinç, coşku) ya da çok kolay kızma (aşırı bir alınganlık ve öfke gösterme), uyku gereksiniminde azalma, yeteneklerini ve kendi önemini abartmanın yanı sıra büyüklük düşünceleri taşıma, daha konuşkan olma, düşüncelerinin sanki birbirleriyle yarışıyor gibi gelmesi, etkinlik ve içsel güç düzeyinde artma, dikkat düzeyinde artma ve olumsuz sonuçlarını öngörmeden dürtüsel davranma gibi belirtiler görülür. Bu dönemler, kişinin kendisini çökkün hissettiği, hiçbir şeyden zevk almadığı, yapageldiği etkinliklere artık ilgi duymadığı, yemek yeme isteği değişikliklerinin olduğu, kolay yorulduğu, uyku sorunları yaşadığı, kendisini kötü ve kimi zaman suçlu hissettiği, düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta, odaklanmakta ya da karar vermekte güçlük çektiği ve zaman zaman “ölsem de kurtulsam” düşüncesine kapıldığı dönemlerle yer değiştirebilir. Mani ya da depresyon dönemleri günler ya da haftalarca sürebilir.

İki uçlu bozukluğun tedavi aşamalarından en önemlisi ilaç tedavisidir. Ilaçlarını düzgün bir biçimde kullanan kişilerin, iyilik durumlarını daha uzun süreli sürdürdükleri bilinmektedir. Ancak, kullanılan ilaçların yakından izlenmesi gerekir.

Depresyon

Depresyonda olup olmadığınızı sınamak için aşağıdaki belirtilerin varlığını kendi kendinize araştırabilirsiniz:

  • Kendinizi çok mutsuz, perişan, acınacak durumda, çökkün ve çok üzgün olarak hissediyorsanız.
  • Kendinizi çoğu zaman yorgun ve bitkin olarak hissediyorsanız, hiç gücünüz kalmamış gibi hissediyorsanız;          
  • En ufak işleri bile yapmak size çok zor geliyorsa;     
  • Eskiden yapmaktan zevk aldığınız şeyleri yapmak artık size zevk vermiyorsa;              
  • Zaman zaman çok gergin ve sinirli oluyorsanız;       
  • İnsanları görmek istemiyorsanız ya da yalnız kalmaktan korkuyorsanız. Toplumsal etkinliklere katılmak size çok zor geliyorsa;
  • Açık seçik bir biçimde düşünemiyorsanız; dikkatinizi toparlayamıyorsanız ve unutkanlıklar yaşıyorsanız;           
  • Her yaptığınızda başarısız olduğunu düşünüyorsanız, çoğu zaman kendinizi eleştiriyor ve suçluyorsanız
  • Başkalarına yük olduğunuzu düşünüyorsanız;         
  • Zaman zaman “yaşamaya değmez” olduğunu düşünüyorsanız;         
  • Bir gelecek görmüyorsanız; artık umudunuzu yitirmişseniz; her ne yapmışsanız hata olduğunu ve hep hata yapacağınızı düşünüyorsanız;
  • Her zamankinden daha huzursuzsanız ya da kızgınlık duyuyorsanız;              
  • Kendinize güveniniz kalmamışsa; 
  • Durmadan, neyin yanlış gittiğini, neyin yanlış olacağını ya da kendinizle ilgili olarak neyin yanlış olduğunu düşünüyorsanız;
  • Yaşamın haksızlıklarla dolu, her yerde bir “adaletsizlik” olduğunu düşünüyorsanız;     
  • Uykuya dalma güçlüğünüz varsa ya da sabah erken uyanıp yeniden uykuya dalamıyorsanız. Bütün bir gece rüya görüyor gibiyseniz ve kimi zaman sizi çok rahatsız eden rüyalar görüyorsanız;
  • Yemek yemekten, cinsellikten artık eskisi gibi zevk almıyorsanız; iştahınız kapanmışsa ya da gerginliğinizi gidermek için çok fazla yemek yiyorsanız;          
  • Birden, aşırı ölçülerde alkol almaya başlamışsanız;
  • Nedeni bir türlü bulunamayan bedensel ağrılar ve sızılardan çok fazla yakınıyorsanız;               
  • Yaşamın anlamsız bir biçimde geçip gittiğini düşünüyorsanız; genel bir isteksizliğiniz varsa, yaşam sevinci duymuyorsanız, yaşamla olan bağlarınızı koparmışsanız, sizi yaşama bağlayan pek bir şey kalmamışsa...

depresyonda olabilirsiniz. Yukarıdaki belirtilerden yalnızca bazıları bile size tanıdık, bildik ve yaşadığınız belirtiler olarak geliyorsa depresyonda olma olasılığınız var demektir: Zaman geçirmeden, bir psikiyatriste başvurmalısınız…

PANİK ATAĞI VE PANİK BOZUKLUĞU

Bir panik atağı tanısı konabilmesi için aşağıdaki on üç belirtiden en az dördünün bulunması gerekir:    

  •  Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması
  • Terleme
  • Titreme ya da sarsılma
  • Nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları          
  • Soluğun kesilmesi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma
  • Bulantı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
  • Gerçekdışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu
  • Uyuşma ya da karıncalanma duyumları    
  • Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları         
  • Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu 
  • Ölüm korkusu     

Bir panik atağı sırasında yaşanan öznel yaşantılar büyük ölçüde değişkenlik gösterir. Belirli birtakım bedensel duyumlar (kalp atımlarını hissetmek gibi) ortaya çıkan fizyolojik değişikliklerle doğrudan ilişkilidir. Diğerleri (ölüm korkusu gibi), sözü edilen bedensel duyumlara gösterilen zihinsel ve duygusal tepkiler sonucu ortaya çıkar. Panik ataklarının üstesinden gelmenin en güçlü yollarından biri, bu konuda bilgilenmektir; çünkü kuşku, belirsizlik ve bilinmeyenden korkma bu rahatsızlığın en güçlü silâhlarıdır.                

“Panik sorununuz bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmeyi gerektiriyor mu?”, bunu bilmelisiniz. Ruhsal bir rahatsızlık ya da bedensel bir hastalık tanısı konmuşsa, bunun hakkında en fazla bilgiye sahip olmalısınız. Nedeni nedir? Buna eşlik eden ne gibi başka sorunlar var? Ne gibi bir yardım almalısınız? Kendi kendinize nasıl yardımcı olabilirsiniz? Kendi durumunuz hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak başarınızın en önemli dayanağı olacaktır.       

KURUNTU HASTALIĞI (YAYGIN KAYGI BOZUKLUĞU)

Yaygın kaygı bozukluğunun başlıca özelliği, en az altı ay süreyle, hemen her gün, birçok olay ya da etkinlik hakkında aşırı kaygı ve kuruntu (endişeli beklentiler) duymadır. Kişi, kuruntularını denetlemeyi zor bulur. Kaygı ve kuruntuya, huzursuzluk, kolay yorulma, düşüncelerini odaklamada zorluk çekme, kas gerginliği ve uyku bozukluğunun kapsandığı bir listeden en az üç ek belirti eşlik eder. Yaygın kaygı bozukluğu olan kişiler, üzüntülerini her zaman “aşırı” olarak tanımlamasalar da sürekli üzüntü çekmelerinden ötürü sıkıntı duyduklarını, üzüntülerini kontrol etmeyi zor bulduklarını ya da toplumsal ve mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bununla ilişkili olarak bir bozulma yaşadıklarını söylerler.                 

Korku duyulan olayın gerçek olabilme olasılığına ya da ortaya çıkabilecek etkilerine göre kaygı ve kuruntunun yoğunluğu, süresi ya da görülme sıklığı çok fazladır. Kişi, üzücü ve endişelendirici düşüncelerinin, elindeki işlere gösterdiği dikkatini dağıtmasına engel olamaz ve söz konusu kişinin üzüntülerini sonlandırmakla ilgili bir güçlüğü vardır. Yaygın kaygı bozukluğu olan erişkinler, işlerinde yeni ortaya çıkabilecek sorumluluklar, parasal sorunlar, aile bireylerinin sağlıkları, çocuklarının başına gelebilecek kazalar ya da diğer küçük konular (günlük ev işleri, arabanın onarımı ya da randevularına geç kalma gibi) gibi günlük, sıradan yaşam koşulları hakkında çoğu zaman üzüntü duyar ve endişelenirler. Bu bozukluğun gidişi sırasında üzüntü odağı bir alandan diğerine kayabilir.

Eşlik eden kas gerginliğine bağlı olarak titreme, seğirme, kendini sarsak hissetme ve kaslarda ağrı ve sızı olabilir. Yaygın kaygı bozukluğu olan çoğu kişinin bedensel belirtileri (soğuk, nemli eller; ağız kuruluğu; terleme; bulantı ya da ishal; sık idrara gitme; yutma güçlüğü ya da “boğazda bir yumru hissi” gibi) ve abartılı irkilme tepkileri de vardır. Depresyon belirtileri de sık görülür.

OBSESİF-KOMPULSİF BOZUKLUK (TAKINTI-ZORLANTI BOZUKLUĞU)

Takıntı-Zorlantı Bozukluğu (TZB), kişilerin önemli ölçüde zamanını alan, onlara sıkıntı veren ve bunaltan, olağan günlük işlevselliklerini ve başkalarıyla olan ilişkilerini bozan bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın tıptaki adı obsesif-kompulsif bozukluktur. Takıntılar, kişinin kendisini düşünmekten alıkoyamadığı sürekli düşünceler, dürtüler, düşlemler ya da imgelerdir ve kişide kaygı ve bunaltı uyandırırlar. Zorlantılar, takıntıları ortadan kaldırmak ya da bunların doğurduğu kaygı ve bunaltıyı gidermek için yapılan zihinsel eylemler ya da yineleyici davranışlardır. Çoğunlukla bunlar, hastalık, ölüm, istenmedik bir durum gibi korkulan bir olaydan “büyüsel” olarak korunma ya da kaçınma amacını taşırlar.
TZB’nun çok çeşitli görünümleri varsa da, böyle bir rahatsızlığı olan kişilerin gösterdikleri düşünce ve davranışlar büyük ölçüde birbirine benzer. TZB’nun başlıca türleri şunlardır:                   
Yıkanan ve yıkayanlar, kir, pislik, mikrop ya da yabancı maddelerin bulaşabileceği düşüncelerini sürekli düşünmekten uzak duramayan kişilerdir. Bu kişiler, sürekli olarak, söz konusu etkenlerden ötürü zarar görecekleri ya da başkalarına bir biçimde zarar verecekleri korkusu içinde yaşarlar.                              

Denetleyiciler, “gereği gibi yapmadıkları” davranışlarından ötürü, başkalarının başına gelebilecek olası tehlikeli durumlardan kendilerini aşırı derecede ve anlamsız bir biçimde sorumlu tutma eğiliminde olan kişilerdir. Bu kişiler, kapıları, pencereleri, elektrikle ya da gazla çalışan ev gereçlerini kapatıp kapatmadıklarını denetleyip durmaktan kendilerini alıkoyamayan, yoksa başlarına kötü bir şey geleceği düşüncesini taşıyan kişilerdir.                   

Düzenleyiciler, belirli nesneleri, özel bir biçimde, “tam olarak yerine” koyarak bir düzen tutturmaya zorlandığını duyumsayan kişilerdir. Bu nesnelerin yeri değiştirilirse, bunlara dokunulursa ya da bunlar başka bir düzene sokulursa, bundan ileri derecede rahatsızlık duyarlar.
Salt takıntı düşünceliler, başkalarına zarar vereceğini düşündükleri istenmedik düşüncelerini, düşlemlerini ve imgelerini savuşturamayan kişilerdir. Bu kişiler, törensel yineleyici davranışları yapmak yerine yineleyici düşüncelere kapılabilirler. Kendilerinde kaygı uyandıran düşüncelere karşı koymak için sayı sayma, Tanrı’ya yakarma, belirli birtakım sözcükleri yineleyip durma gibi zihinsel eylemlere başvurabilirler.

Biriktirip saklayanlar, önemsiz birtakım nesneleri toplayan ve bunları atmakta zorluk yaşayan kişilerdir.

Birçok kişide, yukarıda sayılanlara benzer takıntı belirli bir ölçüde bulunabilir. Kapıyı kitlemiş olup olmadığına ikinci bir kez bakmayan kaç kişi vardır? Bir kişinin okunmuş gazeteleri toplayıp atmaması bir başkasına çok saçma gelebilir. Söz konusu durumun bir rahatsızlık olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin önemli bir ölçü, kişinin düşünce ya da davranışlarının günlük işlevselliğini ne ölçüde bozduğuyla sınırlıdır.

SOSYAL FOBİ (TOPLUMSAL KAYGI BOZUKLUĞU)

Toplumsal kaygı bozukluğunda, kişinin başlıca korkusu, başkalarının yanında küçük düşeceği, sıkıntı duyacağı ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağı korkusudur. Bu kişiler, başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren ya da bir eylemi başkalarının yanında yerine getirmeleri gereken durumlardan korkarlar ve bunlardan olabildiğince kaçınmaya çalışırlar. Sık görülen toplumsal fobiler, başkalarının önünde konuşma, yemek yeme ya da yazı yazma, genel tuvaletleri kullanma, görüşmelere ve her türlü toplantıya katılmadır. Bu kişiler, ayrıca toplumsal durumlarda yaşadıkları kaygıyı diğer insanların anlayacağından ve gülünç duruma düşeceklerinden korkarlar.                 

Toplumsal kaygı bozukluğu olan bir kişi genellikle korku duyduğu durumlardan kaçınır. Daha az sıklıkla, toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği duruma katlanmaya kendisini zorlar, ancak bu sırada yoğun bir kaygı yaşar. Yaklaşmakta olan toplumsal ya da başkalarının da katılımının olduğu durumlarla ilgili olarak çok önceden belirgin bir beklenti kaygısı ortaya çıkabilir (toplumsal bir olaya katılmadan birkaç hafta önce her gün kaygılanma gibi). Beklenti kaygısı, korkacakmış gibi bir algıya ve kaygı belirtilerine yol açar, bunlar da gösterilen yeterlikte imgesel ya da gerçek bir düşmeye yol açar, bu da korkulan durumlarla ilgili olarak sıkıntı doğmasına ve beklenti kaygısında artma olmasına yol açarak bir kısır döngüye yol açabilir.

UYKU BOZUKLUKLARI

Uykusuzluğun tanımı, en az bir ay süreli olarak, uykuyu başlatma ya da sürdürme güçlüğü çekme ya da dinlendirici bir uyku uyuyamama yakınmasının olmasıdır. Bu kişiler, genelde, hem uykuya dalmakta güçlük çekmekten, hem de uykuları sırasında kesik kesik uyanmaktan yakınırlar. Uykuyla ilgili getirdikleri ilk yakınma zamanla değişebilir. Sözgelimi, bir zaman, uykuya dalmakta, başka bir zaman, uykuyu sürdürmekte güçlük çektiklerinden yakınabilirler. Daha seyrek olarak, dinlendirici bir uyku uyuyamama yakınmasını dile getirirler. Ancak, kişi, bu yakınmalarından ötürü belirgin bir sıkıntı duyarsa ya da işlevselliği belirgin olarak bozulursa uykusuzluk tanısı konur.

Uykusuzlukta, aşırı bir uyarılmanın yanı sıra, uyumaya karşı olumsuz bir koşullanma vardır. Uyuyamamaktan ötürü aşırı bir sıkıntı duymak, bir kısır döngü yaratır. Kişi, uykuya dalmak için ne denli uğraşırsa, o denli düş kırıklığı yaşar ve sıkıntı duyar ve uykuya dalması o denli güçleşir. Uykusuz geceler geçirdiği yatağına uzanmak onda olumsuz bir koşullanma yaratır. Tam tersine, kişi uyumaya çabalamıyorken (televizyon izlerken, arabada giderken gibi) kolaylıkla uykuya dalabilir. Dolayısıyla bu kişiler, genel uyku düzenlerini bozan birtakım uyku alışkanlıkları geliştirebilirler. Bu durumun süreklilik kazanması, gündüz iyilik durumlarının bozulmasına yol açabilir. Duygusal açıdan altüst olabilirler, çalışma istekleri azalabilir, içsel güçlerinde düşme olabilir, odaklanmakta güçlük çekebilirler, kendilerini yorgun ve bitkin hissedebilirler.

EVLİLİK VE İLİŞKİ SORUNLARI

Evliliğinizin uzun erimli başarısı için birtakım çatışmalar, anlaşmazlıklar ve uzlaşmazlıklar gereklidir.
Çatışmaların sağlıklı olduğu görüşü ilk bakışta size doğru gelmeyebilir. Ancak evlilikler, anlaşmazlık ya da uzlaşmazlıkların nasıl ele alındığına bağlı olarak giderek güçlenir ya da sona erer. Önemli olan birlikte nasıl tartışıldığıdır; diğer bir deyişle tartışmalar sırasında gerginliğin mi tırmandırıldığı, yoksa birlikte çözüm bulmanın verdiği rahatlama duygusunun mu yaşandığıdır. Dolayısıyla sağlıklı uzlaşmazlıkların olabileceğini görmek gerekir. Diğer bir deyişle, tartışmalar sırasında ya da anlaşmazlıkların ele alınması sırasında, kişinin eşine nasıl yaklaşması gerektiğini bilmesi gerekir. Burada önemli olan, etkileşim sırasında yaşanan olumsuz döngüyü kırmak ve etkileşimi düzeltme girişimlerinde bulunmaktır.                   

Taşkınlık göstermenizin aranızdaki iletişimi bozmasının önüne geçmek için, önce sakinleşmeniz ve yatışmanız gerekir. Tartışmalarınızdan bir sonuç çıkabilmesi ve daha verimli bir tartışmaya girebilmeniz için, savunucu olmayan bir tutumla konuşmanız ve dinlemeniz gerekir. Ayrıca, özellikle sorunlar baş gösterince birbirinizin duygu ve düşüncelerininin geçerliğini kabul etmeniz gerekir.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Yaşamınızın bu döneminde neredesiniz? Evli, bekâr, ayrılmış, boşanmış ya da dul olabilirsiniz. Birkaç çocuğunuz olabilir ya da hiç çocuğunuz olmayabilir. Cinsel ilişkiye girmiş ya da cinsel ilişkiye hiç girmemiş olabilirsiniz. Otuz yaşının altında, altmış yaşının üstünde ya da bu iki yaşın arasında herhangi bir yerde olabilirsiniz. Bu aşamada, yaşamınızda çok güçlükler çekiyor olabilirsiniz ya da her şey yolunda gidiyor ve yaşamınızdan büyük ölçüde doyum sağlıyor olabilirsiniz.  Yaşamımızın hangi döneminde olursak olalım, hepimizin içtenlik, yakınlık, sevgi, sevecenlik gibi duygusal gereksinmelerimiz ve cinsellikten doyum alma gereksinimimiz vardır. Çoğu duygusal gereksinimimiz, cinsel doyum sağlamamızdan daha önemlidir; ancak yaşadığımız cinsel sorunlar, en güçlü duygusal ilişkilerimizi bile zora sokabilir. Sözgelimi, orgazm olmak cinselliği yaşamanın doyurucu bir yönüdür. Ancak orgazm olmak, cinselliğin, kendi başına, ayrı bir bölümü değildir. Orgazm yanıtı birçok etkene bağlıdır. Doğallıkla cinsel uyarılmaya bağlıdır; ancak cinselliği gerçekten yaşayabilmek için kendinizle barışık olmanız, cinsellikle ilgili düşüncelerinizle barışık olmanız ve karşı cinsle ilgili düşüncelerinizle barışık olmanız gerekir. Dolayısıyla cinsel açıdan gelişmenin, genelde kendini geliştirmeyle çok yakından ilişkisi vardır.  Doyurucu bir cinsel yaşam herkesin hakkıdır ve doyurucu bir cinsellik yaşamanın önündeki en büyük engel, bu konuda yeterince bilgi sahibi olmamaktır. Bütün türler arasında en karmaşık beyni olan yaratık insandır. Bu yüzden insanlarda, bütün diğer türlerden değişik olarak, cinsellik yapılandırılır ve öğrenilerek bir örüntü oluşturulur. Cinsellik, insanlarda daha az içgüdüseldir. Herhangi başka bir beceri gibi, bu becerinin de kazanılabilmesi için, bununla ilgili olarak bilgi edinilmesi, uygulama yapılması ve deneyim kazanılması gerekir.

YEME BOZUKLUKLARI (ANOREKSİYA, BULİMİYA)

Yeme bozuklukları, yeme davranışında ağır bozukluklar olması ile belirlidir. Başlıca iki yeme bozukluğu vardır. Bunlardan biri anoreksiya nervoza, diğeri bulimiya nervozadır. Anoreksiya nervoza, olağan en düşük vücut ağırlığını sürdürmeye karşı koyma ile belirlidir. Bulimiya nervoza, yineleyen tıkınırcasına yeme dönemlerinden sonra, kendi kendini kusturma, bağırsakları boşaltıcı (laksatif), idrar söktürücü (diüretik) ya da diğer ilaçları kullanma, hiç yemek yememe ya da aşırı spor yapma gibi uygunsuz ödünleyici davranışlarda bulunma dönemlerinin yinelemesi ile belirlidir. Vücut biçimi ve ağırlığı algısında bir bozukluk olması, hem anoreksiya nervozanın, hem de bulimiya nervozanın başlıca özelliğidir.           

ALKOLİZM

Birçok insan alkol alır, ancak bu insanların büyük bir çoğunluğu bu yüzden bir sorun yaşamaz. Ancak bir kesiminde alkol almak birtakım büyük sorunlar yaratır ve bu kişiler, bu yüzden, alkol almayı bırakmak isterler. Bunun için kimileri alkolü bırakmak için uzmanlardan yardım alır, kimileri ise alkol almayı kendi başına bırakmaya çalışır.                      

Alkol almayla ilgili sorunlar genellikle bir gecede ortaya çıkmaz, bunlar aylar ya da yıllar içinde giderek artan sorunlardır. Genellikle kişinin kendisinden önce yakınları birtakım kaygılar yaşarlar.                             

Kimi insanların “alkolik” olarak damgalanıyor olması, insanlar sanki ikiye ayrılıyormuş gibi bir izlenim bırakmaktadır. Kişi alkolikse, içkiyi tümüyle bırakmak dışında bir seçeneği yokmuş gibi; değilse, içki içmeyi istediğince sürdürebilirmiş gibi algılanmaktadır. Oysa, çoğu zaman, böylesine keskin bir sınır çizilemeyeceği gibi, “alkolik” olunmasa bile, aşırı ölçülerde alkol almanın doğurduğu kötülükler artık iyi bilinmektedir.

Dolayısıyla burada sorulması gereken en önemli soru, aşırı ölçülerde içilip içilmediğidir. Belirli sınırların üzerinde alındığında birtakım sağlık sorunlarına ve toplumsal sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Ancak bu gibi sorunlar henüz ortaya çıkmamış olsa bile, üzerinde özellikle durulması gereken kavram, aşırı yemek yeme kavramına benzer biçimde, aşırı içki içme kavramıdır.

Hastanemiz

Hastanemizde şizofreni, bipolar bozukluk (manik depresyon), depresyon, panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, obsesif-kompulsif bozukluk, sosyal fobi, özgül fobi, travma sonrası stres bozukluğu, somatoform bozukluklar, dissosiyatif bozukluklar, Alzheimer ve diğer tür demanslar, alkolizm ve diğer madde bağımlılıkları, internet ve kumar bağımlılığı, uyku bozuklukları, anoreksiya ve bulimiya gibi yeme bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları ve başta sınırda (borderline) kişilik bozukluğu olmak üzere kişilik bozuklukları tedavi edilmektedir.

SGK ile anlaşmamız vardır.

Boylam Psikiyatri Hastanesi

 

Prof. Dr. ErtuĞrul KÖROĞLU DR. EMRE KIZIL DR. EMEL GÜRÜN DERYA UZM. PSK. ÖZLEM ATAOĞLU

Yeni bir anlayış, terapi ağırlıklı yeni bir yaklaşım...

Psikiyatri yeni bir boyut kazanıyor...

 

Psikoterapi Deyişleri